huzur dolu

huzur dolu ya hoş geldiniz
 
AnasayfaAnasayfa  TakvimTakvim  SSSSSS  AramaArama  Üye ListesiÜye Listesi  Kullanıcı GruplarıKullanıcı Grupları  Kayıt OlKayıt Ol  Giriş yapGiriş yap  

Paylaş | 
 

 tevekkül .....

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
demiryürek38



Erkek Mesaj Sayısı : 539
Yaş : 30
Nerden : kayseri
Kayıt tarihi : 18/11/08

Kişi sayfası
BAŞARI PUANI:
0/0  (0/0)
SEVİYE:
0/0  (0/0)
GÜÇLÜLÜK:
0/0  (0/0)

MesajKonu: tevekkül .....   Salı Kas. 25, 2008 9:24 pm

Başımıza gelen en küçük bir sıkıntı ve musibet karşısında, kendimizi güçsüz hissetmemizin sebebi tevekkülsüzlük, yani Allah’a bağlanmak, yalnız O’na dayanmak yerine, başka şeylere bel bağlamamızdır.

Tevekkül; bütün güç ve kuvvetten sıyrılarak her hususta Allah’a (cc) güvenip dayanmaktır. Tevekkül; Allah-u Zülcelal’e sımsıkı sarılıp her şeyden soyutlanarak, Allah Azze ve Celle’nin kadiri mutlak (mutlak güç sahibi) olduğunu bilmektir.

Tevekkül; kalbin Allah`a tam îtimat ve güveni, hatta başka şeylere dahi güvenmeyi ve dayanmayı düşünmekten rahatsızlık duyması mânâsına gelir. Bu ölçüde bir güven ve îtimat olmazsa, tevekkülden söz edilemez; kalp kapıları Allah`tan başkasına açık kaldığı sürece de hakîkî tevekküle ulaşılmaz.

Tevekkül dört kısma ayrılır

1- Yaratılmışlara tevekkül etmek; yani insanlara tevekkül “falan kimse hayatta olduğu sürece benim için endişe edilecek bir şey yok” der. Kendisi gibi fani olan insana güvenip dayanır.

2- Mala tevekkül; mala tevekkül eden; “Benim bu malım, mülküm, param olduğu sürece bana bir şey olmaz, kimse bana bir şey yapamaz, ben her istediğimi alırım, her şeyi yaparım” gibi bütün gücünü mülkünden alır ve güveni sahip olduğu maladır. Bu kimse de aldanmışlardandır.

3- Nefse tevekkül etmek; “Benim canım sağ olduğu müddetçe, bu kuvvet sıhhat ve güç bende olduğu sürece, sırtım yere gelmez” diye düşünen kimsenin tefekkürüdür. Bu kimse de nefsinin istek ve arzularının peşinde esir olur ve doğru yoldan çıkar.

4- Allah-u Zülcelal’e tevekkül; “Zengin veya fakir olmamın hiçbir önemi yoktur” der, “Çünkü Allah benimledir.” der, “Nasıl dilerse beni o hale sokar, isterse aç bırakır, isterse nimetlendirir” der. İşte insanı kurtaran tevekkül budur. Mü’mine yakışan tefekkür de budur işte.

Tevekkül ahlakı

Kişinin, şartlarını yerine getirerek, işlerini Allah-u Teâlâ’ya bırakması bir işe başlarken, sebeplere yapıştıktan sonra O’na güvenmesi, kalbin her işte Allah’a îtimat etmesi, güvenmesidir.

Tevekkül, dine veya dünyaya ait herhangi bir hususta, insanın kendine yüklenen bütün görevleri yaptıktan sonra, işin sonucunu Allah’a bırakması, O’nun yaratacağı neticeyi teslimiyet ve rızâ ile karşılayıp, insanlardan bir beklenti içerisinde olmaması; kısaca Allah’a güvenip, akıbetinden endişe etmemesidir.

Tevekkül, insanın geçimini sağlamak için çalışmasından sonra olur.Yoksa hiçbir şey yapmadan oturup; “Ben Allah‘a tevekkül ettim” demek çok yanlıştır.

Bir örnek verecek olursak, çiftçi tohumunu tarlaya ektikten sonra, Allah’a (cc) tevekkül eder. Bu noktada Seyyid Abdülhakim Hüseyni Hz. Şöyle buyurmuştur; “Sebeplere sarılın ve geçiminizi temin etmeye çalışın. Bir kimse kendi ihtiyacını karşılamak için bir şey yapmazsa, ilk yiyeceği şey dinidir.”

Ayet-i kerimede Allah (cc): “Eğer mümin iseniz, sadece Allah’a tevekkül edin” buyurmuştur. (Maide, 23)

Sevgili peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuşlardır. “Eğer siz Allah’a nasıl tevekkül etmek lazımsa öyle tevekkül etseniz; açlıktan karınları çekilmiş olduğu halde sabahleyin yuvalarından çıkan ve akşamları karınları doymuş olarak yuvalarına dönen kuşlara rızık verdiği gibi hiç şüphesiz size de rızık verirdi." (Tirmizî, İmam Muhyiddin-i Nevevî, a.g.e., s.91, Hadis no:79.)

“Tevekkül makamların birincisi, insanın Allah-u Zülcelal’e ölünün yıkayıcısına teslim olması gibi teslim olmasıdır.”

Tevekkül’ün yeri

Tevekkülün yeri kalptir. Zahiri olarak çalışmak kalpteki tevekküle aykırı değildir, tam aksine tevekkülün bir parçasıdır. İnsan, takdirin Allah (cc) tarafından olduğuna yakîn olarak kanaat ettiğinde, her hangi bir isteğini elde edemediği zaman; “Allah (cc) takdiri budur.” Elde ettiğinde ise “Bu Allah Azze ve Celle’nin bir lutfudür” diye düşünür. Bu şekilde tevekkülü sağlam olan kimsenin başkaları hakkındaki tevekkülü de sağlam olur.

Yani kendi nefsinin acizliğini bildiği için kendisine güvenmeyen kimse, başkalarının da kendisi gibi aciz olduğunu bilir ve onlara güvenmez, sadece Allah’a güvenir. Unutmamak lazımdır ki bütün kainatı ve içindekileri Allah Azze ve Celle yaratmıştır ve onları rızıklandırmayı, muhafaza etmeyi de üzerine almıştır. Böyle olduğu halde Allah’tan (cc) başka şeylere tevekkül etmek, onlardan medet beklemek ne kadar yanlıştır.

Allah (cc) katında çok makbuldür

Netice olarak; tevekkül denilen mânânın bir gönülde yer tutması, sahibi için dünyanın en zengin hazinelerine sahip olmaktan daha kıymetlidir. Çünkü bir insan için gönlünün rahatlığı ve huzuru en büyük nimetlerdendir.

Maddî ve mânevî kazançlar, âfiyet ve huzur içinde gönül rahatlığına bağlıdır. Fikir selâmetini, gönül huzurunu öldüren başlıca sebepler şunlardır: Gereğinden fazla hırs, istek, rekâbet gibi insana huzur ve rahat vermeyen haller; “iflâs edersem, vereme yakalanırsam, işimden atılırsam” gibi kendi kendine zihinde kurulan mânâsız korku ve endişeler; başa gelen felâket ve musîbetlerin giderilemeyen ıstırapları vb.

Kendisinde bu haller bulunan insanlar, hayatlarında dünyalarına ve âhiretlerine yarar bir şeye sahip olamazlar, vesveselidirler, hiçbir iş beceremezler; ürkektirler, hiçbir işe girişemezler.

Bunların günleri ah, vah ile; vesvese ve evhamla geçer gider. Bu hallerini bir takım maddî imkânlarla da gidermek mümkün olmaz.

Ancak gönlüne, Allah’a tevekkülü hakkıyla yerleştirebilmiş bir Müslüman asla böyle değildir; o, her zaman mutlu ve çok rahattır. Çünkü o, kendine düşeni yaptıktan sonra bilir ki sonsuz rahmet sahibi Allah-u Teâlâ sevdiği kulunu, insanın kendisini düşündüğünden daha fazla düşünür ve korur.

Demek ki gönüllerde kuvvetli bir tevekkülün, hem de gerçek mânâsıyla bir tevekkülün yer tutmuş olması lazımdır. Bir Müslümanın işini yoluna koyduktan sonra, ötesini Allah’a havâle edip de O’na güvenmesi ve O’nun en iyisini, en güzelini, en doğrusunu, en hayırlısını nasîp edeceğine inanması, kalp için çok büyük bir kuvvettir.

“Allah, her ne takdir etmişse, o benim için hayırdır” anlayışına günümüz Müslümanları olarak hepimizin çok fazla ihtiyacı vardır. Buna da ancak düzenli bir ibadet hayatı ile ulaşılabilir. Çünkü yapılan her ibadet ve taatte, zikir ve hayırlı işte kalp için, ruh için bir kuvvet vardır.

Son olarak, kendimize ve müslüman kardeşlerimize, bütün bunları elde etmek için tüm içtenlikleri ile Allah’tan yardım istemelerini tavsiye ediyoruz…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
tevekkül .....
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
huzur dolu :: DİNİ KONULAR :: DİNİ BİLGİLER-
Buraya geçin: